Başka ulusların
menfaatleri uğruna kendi milletinin fikirlerine, iradelerine, seslenişlerine,
düşüncelerine saygı gösterilmeyen bugünlerde (iktidarın; olması gerektiği ve de
yarınlarda olacağı gibi) MİLLİ İRADE konusunun işlenmesini anlamlı ve bir o kadar da değerli buluyorum.
Milli
irade demişken iradesizliklerden bahsedelim de milli irade ne imiş, niçin gerekli
imiş, yokluğu nelere mâl oluyor, varlığı nelere kâdirmiş görelim.
Mısır’da
olanlara ses çıkarmayanların, çıkarsalar da tarafgir veya kendilerinden istenen
sesleri çıkaranların durumunu iradesizlik olarak niteliyorum ayrıca bu
iradesizliklerin bilinçli ve planlı bir çabanın ürünü olduğunu da
yapılan fiili eylemlere karşı gösterilen davranışlar, alınan tavırlar ve
sergilenen duruş açıkça göstermektedir.
Adının
içerisinde Peygamber torunlarının -kerbela şehitlerinin- isimlerinden Hüseyin
olan, Müslüman olup olmadığı tartışılan ABD Devlet Başkanı Hüseyin Barack Obama
3 Temmuz’da Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin, halkın iradesi hiçe sayılarak askeri
yönetim tarafından devrilmesine “darbe”
bile diyememişti. Diyemedi çünkü eğer Obama Mısır’daki duruma darbe deseydi
ABD’nin Mısır Ordusu’na yaptığı yıllık 1,5
milyar dolarlık yardım kesilecek, bu da Firavun’un ordusunu halk ve darbe
karşıtı ulusal ve uluslar arası(!) camia karşısında güçsüz kılacaktı.
Dünyaca
ünlü İngiliz medya devi BBC’nin Türkçe servisi BBC Türkçe Mısır’da resmi kaynaklara göre 160 ölü, 7 bin yaralının
(Müslüman Kardeşler’e göre 400 ölü, 10
bin yaralı) olduğu katliamı “Büyük Operasyon”
olarak okuyucularına servis etti. Kurşunlara
karşı ellerinde sadece yüreğinde Allah’a olan inançları ile büyüttükleri
imanları olan bu insanlara düzenlenen operasyonun gerekçesi ise darbe
yönetimince, “Müslüman Kardeşler’in
düzenlediği terör saldırılarında(!) polis merkezlerini ve hükümet binalarını
hedef alarak yakması” olarak gösterildi ve hukuk terminolojisinde müdafaanın
nasıl meşru olacağını bilmeyenler ya da uluslar arası hukuku geçerli kılmayıp
tanımayarak kendilerine göre hukuk yazanlar güvenlik güçlerine, herhangi bir
saldırıya maruz kaldıklarında meşru müdafaa çerçevesinde gerçek mermi kullanmaları talimatını vermiştir. Gerçek mermilerin
kullanıldığı bu vahşi katliamı okuyucularına operasyon olarak duyurmak ise bir İngilizlere bir de bizim Türk İngilizlere mahsus olsa gerek.
BBC’nin Gezi Parkı’nda bilinçli olarak belirli açılardan yaptığı canlı yayını
ve servis ettiği fotoğraflar ile çarpıtarak sunduğu haberlerin içerikleri göz
önüne alındığında iradesinin; hakikate hizmet etmeyen, güven duydukları aynı
baronların elinde olduğu açıkça görülmektedir.
Acaba bu baronlar
Ergenekon karar duruşmasında ağırlaştırılmış müebbet artı 34 yıl 4 ay hapis
cezası artı para cezası aldıktan sonra “Tayyip
Erdoğan-Fethullah Gülen iktidarını yıkacağız. Emin olun 1 yıl sürmeyecek.
Yıkılacaklar. Yeni bir hükümet kuracağız.” diyen İşçi Partisi Genel Başkanı
Doğu Perinçek’in güvendiği isimler ile aynı olabilir mi? Bunun için Ergenekon
hükümlüsü İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in sahibi olduğu Aydınlık
gazetesinin darbeyi meşru göstermek için katliam sonrası attığı manşete bakmak
yeterlidir: “Silahlı(!) Kalkışmaya
Müdahale”. Adeviyye ve Nahda meydanlarının kan gölüne döndüğü,
vahşetin korkusuzca gözler önünde sergilendiği, yaklaşık 2.000 kişinin öldüğü,
öldürülenlerin ölüm raporlarına “intihar”
yazıldığı, Türkiye ve dünyada tüm yazılı ve görsel medyanın hatta İngiliz
medyasının bile katliam olarak gördüğü son yaşananları Aydınlık gazetesi “müdahale” olarak niteledi. Yoksa Aydınlık gazetesine bu manşeti
attıran ile İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Prof.Dr. Ekmelettin
İhsanoğlu’nu susturanlar aynı mı?
Kuruluş amacı dünya barışını ve güvenliğini
korumak olan, kendisini adalet ve
güvenliği tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş bir kuruluş olarak dünyaya
tanıtan Birleşmiş Milletler’in tüm bu yaşananlara rağmen Mısır’daki katliama
karşı takındığı tavrın sebebi BM’nin merkezinin ABD olması mıdır?
Gelelim
haksızlık karşısında en çok konuşması gerekirken susan, susmak bir yana hakkın karşısındaki küfrün yanında duran
Müslüman ülke Suudi Arabistan’a. (Benim için hala) Mısır’ın seçimle iş
başına gelen ilk cumhurbaşkanı olan Mursi’ye seçildikten sonra destekleyici
hiçbir açıklama yapmayan Arap yönetimi 3 Temmuz günü Mursi’nin devrilmesinin
hemen ardından darbe yönetimine 4 milyar
dolarlık yardım paketinin verileceğini açıklamıştı. Ayrıca toplam 12 milyar
dolarlık bir başka yardım paketi de daha sonra kısım kısım körfez ülkeleri
tarafından verilmişti. Müslüman
coğrafyasının iki eli, darbeye finansör olan sözde Müslüman Arap Krallarının
iki yakasında olacak. Sandıkta verdiği oyuna, ilk kez elde ettiği
demokrasiye sahip çıkmak için meydanlara çıkan ve çıktığı meydanlarda hedef
alınarak vurulan, yakılan, baskı ve zulüm gören, devlet televizyonlarınızda
terörist olarak nitelendirdiğiniz insanların kanları siz Arap yönetiminin
üzerine sıçramış durumda. Bakalım bu
zulme çanak tutan paralarınız sizi hesap gününde Cenab-ı Allah’ın karşısında
kurtarabilecek mi?
Müslümanların
kanının üzerinden hesaplar yapıp, darbeye darbe diyemeyen iradesiz şuurlu-şuursuzların
karşısında “Firavuna karşı olmak yetmez,
Musa’nın yanında olmak gerekir” diyen Türkiye ise, sesini Mısır halkı ile
birlikte ilk ve en çok çıkaran ülke oldu. Türkiye, İslam coğrafyasında Müslüman
kanının dökülmesini ellerini ovuşturup izleyerek zevk alanlar karşısında herhangi
bir kaygı taşımadan, milli iradeye saygı dışında başka hesaplar yapmadan
sergiledi bu duruşunu, sergilemeye de devam ediyor.
Peki
darbeye darbe diyemeyenlerin, darbe
diyenlere karşı takındığı tutum?
Darbeye
tepki göstermek yerine Suriye, Irak, İran, Tunus, Libya, Açe, Myanmar, Gazze
yetmiyormuş gibi Türkiye Mısır’a niye karışır, iç işlerine niye müdahale eder,
orada ne işi var diyen, kendini hala toplumun üzerinde elitist bir sınıf olarak
gören, Cenab-ı Allah’ın bahşettiği aklın sadece kendilerinde olduğunu, bu aklı sadece
kendilerinin kullanabildiğini, sadece kendilerinin doğru analizler yapıp,
tespitlerde bulunabileceğini, bu tespitler sonucunda sadece kendilerinin
çözümler üretebileceğine inanan toplumüstü
tabaka buyursun samimiyeti başbakanın Esma için gözlerinden dökülen yaşlarda
arayacağına kendinde arasın.
Aydınlar, gazeteciler, dernekler, sendikalar nerdesiniz? Nerdesiniz baro
başkanları, avukatlar, mimarlar,
öğretmenler, öğretim görevlileri
nerdesiniz? Tiyatro sanatçıları,
şarkıcılar, oyuncular, senaristler,
yönetmenler, kanal sahipleri, bankacılar,
iş adamları, CNN, BBC ve Reuters’ın
Türkiye uzantıları nerdesiniz? İnsanlık ölüyor. Milli irade çiğneniyor, ellerinizle büyüttüğünüz demokrasi
baltalanıyor, insanların yaşam hakları sadece ve sadece demokrasiye ve milli
iradeye saygı istedikleri için hiçe sayılıyor, insan hakları ayaklar altına
alınıyor. Nerdesiniz? Sürekli olarak
figüran olmaktan, size biçilen rolü oynamaktan, verilen görevi yerine
getirmekten, enseleri kalın, elleri uzun ama kanlı başkaları tarafından
yönetilmekten, yönlendirilmekten sıkılmadınız mı?
Samimi
olun, Firavun’a karşı olmak yetmez, Musa’nın yanında olun. Çıkın Taksim’e, açın
twitter’da tagları, oturun dünya gündemine. Adeviyye ve Nahda meydanındaki yanmış insan cesetlerini, kurşuna dizilmiş
çocukları, kadınları, başından hedef alınıp vurularak öldürülen Esma’yı
servis edin. Yalan tag aramaya, bunun için çalışmaya da gerek yok bakın Firavun’un ordusu İsrail’in kuklası Sisi
kanlı-kansız vahşetin en dehşetli görüntülerini sunuyor. Hakk’ı tutun kaldırın. Darbe için yürüdüğünüz
Gezi’ye demokrasi için, saygı için, milli irade için, insan hakları için,
darbeye darbe diyemeyenlere karşı inadına yürüyün. Yürüyün ki beni ve benim
gibi düşünenleri utandırın. Biz gelmemiştik kavga için, yakmak, yıkmak, kırmak,
molotof atmak bizim işimiz değildi, bozmak bize yakışmazdı, hak istiyorduk,
ağaçlar kesilmesin istiyorduk, daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük
istiyorduk; aramıza sızdılar, provoke ettiler, oyunlarına alet olduk, biz
aslında bunlar değildik, olamazdık da zaten deyin. Silivri’dekiler Sarıkız, Ayışığı, Balyoz, Ergenekon darbe girişimi
planlarından yargılanıp yargı süreci sonunda suçlu bulunup çeşitli cezalara
çarptırılmasaydı bugün darbe olmuş, milli irade(Sayın Erdoğan ve Sayın Gül)
çoktaaaan idam sehpasında sallandırılmıştı deyin. Diyebilin bunları, samimi
olun, dürüst olun. 100 bin olun, 200 bin olun bir 200 bin de biz katalım size
-ve o andan sonra artık ‘siz’ olmasın “biz”
olalım- 1 milyon olalım. Darbeye karşı
“demokrasi” için dünyaya inat dimdik duralım. Var mısınız?
Darbenin,
Türk Dil Kurumu sözlüğünde vurmak, dövmek, kırmak anlamına gelen darp
kelimesinden türediğini; yıkmanın her,
yapmanın er kişinin işi olduğunu bilenler buyurun er meydanına Mısır
halkının yanında olmaya…
Selam
olsun kurşunlar önünde diz çökmeyen, ölüme gülümseyerek giden Mısır halkına.
Selam olsun darbeci Firavun ordusunun karşısında ellerinde Kur’an-ı
Kerim’leriyle duran Müslüman Kardeşlere. Selam
olsun hedef alınarak vurulan güzeller güzeli 17 yaşındaki Esma El-Biltaci’ye.
Selam olsun. O’nun bizlerden ne istediğini ve vurulduğu meydanda ne için
bulunduğunu anlatan, şehadetinden önce paylaştığı şiir ile yazımı bitirmek
istiyorum:
Onlar bizi Vetir’de namaz kılarken buldular
Kimimizi rûkuda, kimimizi
secdede vurdular
Onlar hem güçsüzdü
hem az sayıca
Allah’ın kullarını
çağır da gelsinler yardıma
Köpüklü deniz
dalgalarını andıran ordularla
Allah(c.c), Müslüman coğrafyası üzerinden hesaplar yapanlara karşı Müslümanların yanında, yar ve yardımcısı olsun.
[ İsrail Hükümeti'nin Camp David'in geleceğini tehlikeye attığı ve bölgede yükselen bir değer olduğu için iktidarda istemediği ve Sisi'nin eliyle Mursi'ye 48 saat süre verdirtip ardından darbe yaptırtarak iktidardan indirdiği Müslüman Kardeşler yani İhvan Hareketi'nin hangi amaç ile ortaya çıktığı ve varlık sebebinin ne olduğunu anlamak için Müslüman Kardeşler'in sembol isimlerinden eserleri Türkçe'ye en çok çevrilen yazar olan 29 Ağustos 1966 tarihinde idamı gerçekleştirilen Profesör Seyyid Kutub'un idama giderken söylediği sözlerin hikayesini bilmek yeterlidir:
Mısırda idamdan önce bir müftü getirilip, idam edilene şehadet getirtmesi, idam merasimlerindendir. Seyyid Kutub idam sehpasına götürülürken ona kelime-i şehadet getirtmesi için bir müftü getirilir. O, "Ey Seyyid Kutub! Eşhedü En La İlahe İllallah ve Eşhedü Enne Muhammeden Resullullah de." der. Seyyid Kutub "Sen de mi? Komediyi tamamlamak için mi geldin? Şüphesiz biz La İlahe İllallah dediğimiz için idam ediliyoruz. Siz ise karşılığında ekmek yemek için La İlahe İllallah diyorsunuz." diye cevap verir. ]


