" Anladım ki: insanlar susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysaki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar... Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar... "
Mehmet_Canturk adlı kişiyi Twitter'da takip et
Instagram

aramak istediğiniz kelimeyi giriniz

28 Ağustos 2013 Çarşamba

SELAM OLSUN ESMA EL-BİLTACİ'YE

Başka ulusların menfaatleri uğruna kendi milletinin fikirlerine, iradelerine, seslenişlerine, düşüncelerine saygı gösterilmeyen bugünlerde (iktidarın; olması gerektiği ve de yarınlarda olacağı gibi) MİLLİ İRADE konusunun işlenmesini anlamlı ve bir o kadar da değerli buluyorum.

Milli irade demişken iradesizliklerden bahsedelim de milli irade ne imiş, niçin gerekli imiş, yokluğu nelere mâl oluyor, varlığı nelere kâdirmiş görelim.

Mısır’da olanlara ses çıkarmayanların, çıkarsalar da tarafgir veya kendilerinden istenen sesleri çıkaranların durumunu iradesizlik olarak niteliyorum ayrıca bu iradesizliklerin bilinçli ve planlı bir çabanın ürünü olduğunu da yapılan fiili eylemlere karşı gösterilen davranışlar, alınan tavırlar ve sergilenen duruş açıkça göstermektedir.

Adının içerisinde Peygamber torunlarının -kerbela şehitlerinin- isimlerinden Hüseyin olan, Müslüman olup olmadığı tartışılan ABD Devlet Başkanı Hüseyin Barack Obama 3 Temmuz’da Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin, halkın iradesi hiçe sayılarak askeri yönetim tarafından devrilmesine “darbe” bile diyememişti. Diyemedi çünkü eğer Obama Mısır’daki duruma darbe deseydi ABD’nin Mısır Ordusu’na yaptığı yıllık 1,5 milyar dolarlık yardım kesilecek, bu da Firavun’un ordusunu halk ve darbe karşıtı ulusal ve uluslar arası(!) camia karşısında güçsüz kılacaktı.

Dünyaca ünlü İngiliz medya devi BBC’nin Türkçe servisi BBC Türkçe Mısır’da resmi kaynaklara göre 160 ölü, 7 bin yaralının (Müslüman Kardeşler’e göre 400 ölü, 10 bin yaralı) olduğu katliamı “Büyük Operasyon” olarak okuyucularına servis etti. Kurşunlara karşı ellerinde sadece yüreğinde Allah’a olan inançları ile büyüttükleri imanları olan bu insanlara düzenlenen operasyonun gerekçesi ise darbe yönetimince, “Müslüman Kardeşler’in düzenlediği terör saldırılarında(!) polis merkezlerini ve hükümet binalarını hedef alarak yakması” olarak gösterildi ve hukuk terminolojisinde müdafaanın nasıl meşru olacağını bilmeyenler ya da uluslar arası hukuku geçerli kılmayıp tanımayarak kendilerine göre hukuk yazanlar güvenlik güçlerine, herhangi bir saldırıya maruz kaldıklarında meşru müdafaa çerçevesinde gerçek mermi kullanmaları talimatını vermiştir. Gerçek mermilerin kullanıldığı bu vahşi katliamı okuyucularına operasyon olarak duyurmak ise bir İngilizlere bir de bizim Türk İngilizlere mahsus olsa gerek. BBC’nin Gezi Parkı’nda bilinçli olarak belirli açılardan yaptığı canlı yayını ve servis ettiği fotoğraflar ile çarpıtarak sunduğu haberlerin içerikleri göz önüne alındığında iradesinin; hakikate hizmet etmeyen, güven duydukları aynı baronların elinde olduğu açıkça görülmektedir.

Acaba bu baronlar Ergenekon karar duruşmasında ağırlaştırılmış müebbet artı 34 yıl 4 ay hapis cezası artı para cezası aldıktan sonra “Tayyip Erdoğan-Fethullah Gülen iktidarını yıkacağız. Emin olun 1 yıl sürmeyecek. Yıkılacaklar. Yeni bir hükümet kuracağız.” diyen İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in güvendiği isimler ile aynı olabilir mi? Bunun için Ergenekon hükümlüsü İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in sahibi olduğu Aydınlık gazetesinin darbeyi meşru göstermek için katliam sonrası attığı manşete bakmak yeterlidir: “Silahlı(!) Kalkışmaya Müdahale”. Adeviyye ve Nahda meydanlarının kan gölüne döndüğü, vahşetin korkusuzca gözler önünde sergilendiği, yaklaşık 2.000 kişinin öldüğü, öldürülenlerin ölüm raporlarına “intihar” yazıldığı, Türkiye ve dünyada tüm yazılı ve görsel medyanın hatta İngiliz medyasının bile katliam olarak gördüğü son yaşananları Aydınlık gazetesi “müdahale” olarak niteledi. Yoksa Aydınlık gazetesine bu manşeti attıran ile İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Prof.Dr. Ekmelettin İhsanoğlu’nu susturanlar aynı mı?

Kuruluş amacı dünya barışını ve güvenliğini korumak olan, kendisini adalet ve güvenliği tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş bir kuruluş olarak dünyaya tanıtan Birleşmiş Milletler’in tüm bu yaşananlara rağmen Mısır’daki katliama karşı takındığı tavrın sebebi BM’nin merkezinin ABD olması mıdır?

Gelelim haksızlık karşısında en çok konuşması gerekirken susan, susmak bir yana hakkın karşısındaki küfrün yanında duran Müslüman ülke Suudi Arabistan’a. (Benim için hala) Mısır’ın seçimle iş başına gelen ilk cumhurbaşkanı olan Mursi’ye seçildikten sonra destekleyici hiçbir açıklama yapmayan Arap yönetimi 3 Temmuz günü Mursi’nin devrilmesinin hemen ardından darbe yönetimine 4 milyar dolarlık yardım paketinin verileceğini açıklamıştı. Ayrıca toplam 12 milyar dolarlık bir başka yardım paketi de daha sonra kısım kısım körfez ülkeleri tarafından verilmişti. Müslüman coğrafyasının iki eli, darbeye finansör olan sözde Müslüman Arap Krallarının iki yakasında olacak. Sandıkta verdiği oyuna, ilk kez elde ettiği demokrasiye sahip çıkmak için meydanlara çıkan ve çıktığı meydanlarda hedef alınarak vurulan, yakılan, baskı ve zulüm gören, devlet televizyonlarınızda terörist olarak nitelendirdiğiniz insanların kanları siz Arap yönetiminin üzerine sıçramış durumda. Bakalım bu zulme çanak tutan paralarınız sizi hesap gününde Cenab-ı Allah’ın karşısında kurtarabilecek mi?

Müslümanların kanının üzerinden hesaplar yapıp, darbeye darbe diyemeyen iradesiz şuurlu-şuursuzların karşısında “Firavuna karşı olmak yetmez, Musa’nın yanında olmak gerekir” diyen Türkiye ise, sesini Mısır halkı ile birlikte ilk ve en çok çıkaran ülke oldu. Türkiye, İslam coğrafyasında Müslüman kanının dökülmesini ellerini ovuşturup izleyerek zevk alanlar karşısında herhangi bir kaygı taşımadan, milli iradeye saygı dışında başka hesaplar yapmadan sergiledi bu duruşunu, sergilemeye de devam ediyor.
               
Peki darbeye darbe diyemeyenlerin, darbe diyenlere karşı takındığı tutum?

Darbeye tepki göstermek yerine Suriye, Irak, İran, Tunus, Libya, Açe, Myanmar, Gazze yetmiyormuş gibi Türkiye Mısır’a niye karışır, iç işlerine niye müdahale eder, orada ne işi var diyen, kendini hala toplumun üzerinde elitist bir sınıf olarak gören, Cenab-ı Allah’ın bahşettiği aklın sadece kendilerinde olduğunu, bu aklı sadece kendilerinin kullanabildiğini, sadece kendilerinin doğru analizler yapıp, tespitlerde bulunabileceğini, bu tespitler sonucunda sadece kendilerinin çözümler üretebileceğine inanan toplumüstü tabaka buyursun samimiyeti başbakanın Esma için gözlerinden dökülen yaşlarda arayacağına kendinde arasın.

Aydınlar, gazeteciler, dernekler, sendikalar nerdesiniz? Nerdesiniz baro başkanları, avukatlar, mimarlar, öğretmenler, öğretim görevlileri nerdesiniz? Tiyatro sanatçıları, şarkıcılar, oyuncular, senaristler, yönetmenler, kanal sahipleri, bankacılar, iş adamları, CNN, BBC ve Reuters’ın Türkiye uzantıları nerdesiniz? İnsanlık ölüyor. Milli irade çiğneniyor, ellerinizle büyüttüğünüz demokrasi baltalanıyor, insanların yaşam hakları sadece ve sadece demokrasiye ve milli iradeye saygı istedikleri için hiçe sayılıyor, insan hakları ayaklar altına alınıyor. Nerdesiniz? Sürekli olarak figüran olmaktan, size biçilen rolü oynamaktan, verilen görevi yerine getirmekten, enseleri kalın, elleri uzun ama kanlı başkaları tarafından yönetilmekten, yönlendirilmekten sıkılmadınız mı?

Samimi olun, Firavun’a karşı olmak yetmez, Musa’nın yanında olun. Çıkın Taksim’e, açın twitter’da tagları, oturun dünya gündemine. Adeviyye ve Nahda meydanındaki yanmış insan cesetlerini, kurşuna dizilmiş çocukları, kadınları, başından hedef alınıp vurularak öldürülen Esma’yı servis edin. Yalan tag aramaya, bunun için çalışmaya da gerek yok bakın Firavun’un ordusu İsrail’in kuklası Sisi kanlı-kansız vahşetin en dehşetli görüntülerini sunuyor.  Hakk’ı tutun kaldırın. Darbe için yürüdüğünüz Gezi’ye demokrasi için, saygı için, milli irade için, insan hakları için, darbeye darbe diyemeyenlere karşı inadına yürüyün. Yürüyün ki beni ve benim gibi düşünenleri utandırın. Biz gelmemiştik kavga için, yakmak, yıkmak, kırmak, molotof atmak bizim işimiz değildi, bozmak bize yakışmazdı, hak istiyorduk, ağaçlar kesilmesin istiyorduk, daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük istiyorduk; aramıza sızdılar, provoke ettiler, oyunlarına alet olduk, biz aslında bunlar değildik, olamazdık da zaten deyin. Silivri’dekiler Sarıkız, Ayışığı, Balyoz, Ergenekon darbe girişimi planlarından yargılanıp yargı süreci sonunda suçlu bulunup çeşitli cezalara çarptırılmasaydı bugün darbe olmuş, milli irade(Sayın Erdoğan ve Sayın Gül) çoktaaaan idam sehpasında sallandırılmıştı deyin. Diyebilin bunları, samimi olun, dürüst olun. 100 bin olun, 200 bin olun bir 200 bin de biz katalım size -ve o andan sonra artık ‘siz’ olmasın “biz” olalım- 1 milyon olalım. Darbeye karşı “demokrasi” için dünyaya inat dimdik duralım. Var mısınız?

Darbenin, Türk Dil Kurumu sözlüğünde vurmak, dövmek, kırmak anlamına gelen darp kelimesinden türediğini; yıkmanın her, yapmanın er kişinin işi olduğunu bilenler buyurun er meydanına Mısır halkının yanında olmaya…
                
Selam olsun kurşunlar önünde diz çökmeyen, ölüme gülümseyerek giden Mısır halkına. Selam olsun darbeci Firavun ordusunun karşısında ellerinde Kur’an-ı Kerim’leriyle duran Müslüman Kardeşlere. Selam olsun hedef alınarak vurulan güzeller güzeli 17 yaşındaki Esma El-Biltaci’ye. Selam olsun. O’nun bizlerden ne istediğini ve vurulduğu meydanda ne için bulunduğunu anlatan, şehadetinden önce paylaştığı şiir ile yazımı bitirmek istiyorum:
                Onlar bizi Vetir’de namaz kılarken buldular
                Kimimizi rûkuda, kimimizi secdede vurdular
                Onlar hem güçsüzdü hem az sayıca
                Allah’ın kullarını çağır da gelsinler yardıma
                Köpüklü deniz dalgalarını andıran ordularla 

Allah(c.c), Müslüman coğrafyası üzerinden hesaplar yapanlara karşı Müslümanların yanında, yar ve yardımcısı olsun. 

[ İsrail Hükümeti'nin Camp David'in geleceğini tehlikeye attığı ve bölgede yükselen bir değer olduğu için iktidarda istemediği ve Sisi'nin eliyle Mursi'ye 48 saat süre verdirtip ardından darbe yaptırtarak iktidardan indirdiği Müslüman Kardeşler yani İhvan Hareketi'nin hangi amaç ile ortaya çıktığı ve varlık sebebinin ne olduğunu anlamak için Müslüman Kardeşler'in sembol isimlerinden eserleri Türkçe'ye en çok çevrilen yazar olan 29 Ağustos 1966 tarihinde idamı gerçekleştirilen Profesör Seyyid Kutub'un idama giderken söylediği sözlerin hikayesini bilmek yeterlidir: 

Mısırda idamdan önce bir müftü getirilip, idam edilene şehadet getirtmesi, idam merasimlerindendir. Seyyid Kutub idam sehpasına götürülürken ona kelime-i şehadet getirtmesi için bir müftü getirilir. O, "Ey Seyyid Kutub! Eşhedü En La İlahe İllallah ve Eşhedü Enne Muhammeden Resullullah de." der. Seyyid Kutub "Sen de mi? Komediyi tamamlamak için mi geldin? Şüphesiz biz La İlahe İllallah dediğimiz için idam ediliyoruz. Siz ise karşılığında ekmek yemek için La İlahe İllallah diyorsunuz." diye cevap verir. ]
  


Hiç yorum yok:

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Popüler Yayınlar

DİL