" Anladım ki: insanlar susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysaki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar... Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar... "
Mehmet_Canturk adlı kişiyi Twitter'da takip et
Instagram

aramak istediğiniz kelimeyi giriniz

21 Ekim 2011 Cuma

VEDA HUTBESİ ve ÖNEMİ

Veda Hutbesi, Hz.Muhammed (s.a.v.)'in sayısı 114 bini bulan hacıya hitap ettiği hutbe'dir. Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) bu son hutbesinde, bundan sonra bir daha haccedemeyeceğini bildirmesi, vefatının yaklaştığına işaret olarak anlaşılmıştır. Daha sonraki süreçte O(s.a.v.)'nun bu sözleri doğrulandığı için bu hacca Veda Haccı denilmiş ve bu son hutbesi de Veda Hutbesi olarak anılmıştır. 

Bazı rivayetlere göre Veda Hutbesi'nin tek bir hutbe olarak okunduğu bildirilse de, diğer bazı rivayetlere göre ise Veda Hutbesi (Arafat'ta, Mîna'da ve bir gün sonra yine Mîna'da) arefe günü ile bayramın 1. ve 2. günleri olmak üzere üç farklı zamanda irad edilmiştir. Bu nedenle hutbe birçok kişi tarafından farklı olarak rivayet edilmiştir. 

Arafat'ta yüz binin üzerindeki hacıya hitaben Hz. Peygamber(s.a.v.), sesinin bütün hacılar tarafından işitilmesi için belli mesafelerde gür sesli sahabelerden bazılarını görevlendirdi. Daha sonraki yıllarda bu farklı sahabelerin rivayetlerinden istifade edilerek Veda Hutbesi tek bir hutbe haline getirilmiştir. 

Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) Veda Haccı'ndan bir yıl önce nazil olan şu ayet-î kerimeden de anlaşılacağı üzere, Veda Hutbesi'ni sadece Müslümanlar dinlemiştir: "Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar..." (Tevbe, 28) Buradan da anlaşılacağı üzere Veda Haccı dâhil olmak üzere o yıldan sonra Mekke'de müşrik kalmamıştır. Veda Hutbesini dinlemedikleri için de bu hutbeye yalan katmaları söz konusu olmamıştır. 

Hz.Resulullah(s.a.v.), Hacc farizasının bütün gereklerini bizzat kendisi yaparak Müslümanlara öğretmiştir ve İslam'ın Hacc konusundaki emirleri de böylece tamamlanmıştır. İslam dininin kemale erdiğini bildiren bazı ayet-î kerimeler de Veda Haccı'nda nazil olmuştur. 
Cahiliye döneminde dışarıdan gelen hacılar Arafat'ta vakfeye dururken, Kureyş eşrafı diğer insanlardan üstün olduklarını belli edercesine Arafat yerine Müzdelife'de vakfeye dururlardı. 

Hz. Resulullah(s.a.v.), cahiliye döneminin bu sınıf üstünlüğüne dayalı âdetini ortadan kaldırdı ve bütün hacılar gibi Arafat'ta vakfeye durdu. Hz. Resulullah (s.a.v.)'a orada bu dinin tamamlandığı şu ayet-î kerimeyle müjdelendi: "Ey Mü'minler, şu küfreden müşrikler bugün dininizi söndürmekten ümitlerini kesmişlerdir. Artık bundan böyle onlardan korkmayınız; ancak benden korkunuz. Bugün sizin dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak Müslümanlığı beğenip seçtim ve ondan razı oldum." (Maide, 3) 

Bu ayet-î kerimeden de anlaşıldığı gibi İslam dini kemale ermişti ve bütün sahabeler buna çok sevinmekteydi. Ancak Hz.Ebûbekr (r.a) ve Hz. Ömer, bu durumun Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) vefatının yaklaştığına işaret olduğunu biliyorlardı ve gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı. Hz. Resulullah (s.a.v.) bu durumdan sonra 82 gün yaşadı ve Yüce Rabb'in rahmetine kavuşmuştu. 

1400 küsur yıl önce Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Resulullah'ın(s.a.v.) Veda Haccı'nda yüz binlerce sahabenin şahsında ümmetine söylediği o kutlu sözleri (Veda Hutbesi) bugün bizler nasıl anlıyoruz? 

Veda Hutbesi'nde Hz. Resulullah'ın (s.a.v.) sahabelere yaptığı uyarılara dikkat edilirse bunların ağırlıklı olarak müşrik Arap toplumunda bulunan cahili anlayışlar ile ilgili olduğu görülür. Bu noktaları tek tek açmaya çalışalım; 
"…Ey insanlar; bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise; canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da öyle mukaddestir, her türlü saldırıdan emindir…" 
İslam dini; insanın canını, malını ve namusunu kutsal sayarak ona verdiği değeri ortaya koymuştur. İslam dini insana bu hassasiyetlerle yaklaşırken, günümüz beşeri düzenlerin insana ve onun değer yargılarına yaklaşımına baktığımızda aynı hassasiyetlerle karşılaşmamaktayız. Beşeri ideolojiler, insanın maddî dünyasını mahvettiği gibi manevi dünyasını da tamamen alt-üst ederek onu hezeyanlara, girdaplara ve çıkmazlara sürüklemiştir. Bunun sonucunda manevi bir yok oluş sarmalında kaybolan insanın dünya hayatı mahvolduğu gibi, üzerine yüklenmiş olan İlahî sorumluluklarını yerine getiremediği için ahiret hayatı da mahvolmaktadır. İslam, insanı her zaman özne olarak ele almış ve onun hem dünya hayatını hem de ahiret hayatını güvence altına alacak bir hayat nizamı sunmuştur. İnsanın maddi ve manevi dünyasına birinci dereceden önem veren İslam dini, getirdiği ilahi kaynaklı yasalarla insan hayatını güvence altına almaktadır. 
"…Sakın benden sonra eski dalaletlere dönüp birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyetimi burada bulunanlar bulunmayanlara bildirsin…"
Hz. Resulullah(s.a.v.)'ın Veda Hutbesi'nde insanlığa verdiği mesaj, evrensel boyutu ile de dikkatlerimizi çekmektedir. İslam öncesi müşrik Arap toplumunun sosyal durumuna atıfta bulunarak, haksız yere insan katletmenin ne kadar büyük bir günah ve suç olduğunu bildirmiştir. İslam ile şereflendikten sonra insanların bir daha böyle haksız yere kan dökme gibi cahilî geleneklere dönmemelerini emretmekte ve bundan sonraki nesillere de bu mesajın iletilmesini bildirmektedir. Bugün İslam'ın emir ve yasaklarına uymayan bireyler, toplumlar ve yönetimler tam bir cahiliye örnekliği göstererek dünyada her gün yüz binlerce masum insanı ve çocukları haksız yere katlederek kanlarını dökmektedirler. 

"…Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır… Cahiliyetten kalma bu çirkin adet'in her türlüsü ayağımın altındadır…" 
İslam dini sosyal hayatın bir parçası olan ekonomik ilişkilere de düzenlemeler getirip insanlar arasında haksız ekonomik rekabetlere ve kazançlara da karşı çıkmış ve adil çözümler getirmiştir. Ticarette birileri kazanç elde ederken, diğerlerinin ekonomik olarak zarara uğramasına neden olmadan bu kazancını elde etmesini emretmiştir. Cahilî Arap toplumunun bir geleneği olan faizi yasaklayarak, faizi haksız ve haram bir ekonomik faaliyet olarak kabul etmiştir. 

Tıpkı cahili Arap toplumunda olduğu gibi, beşeri düzenlerin hakim olduğu bugünkü toplumlarda da ekonomik alandaki bütün çalışmaların temeli faize dayanmaktadır. 

"…Ashabım! Cahiliyet döneminde güdülen kan davaları da tamamen ortadan kaldırılmıştır…" 
İslam dini, sosyal yaşamın düzenlenmesine büyük önem vermektedir. Cahilî Arap toplumundan kalma bir adet olan kan davasının güdülmesi İslam dini tarafından tamamen men edilmiştir. Çünkü haksız yere kan dökülmesine sebep olan bu cahilî davranış, Müslümanlar arasında düşmanlığı körüklemekte ve kardeşlik ilişkilerine engel olmaktadır. 

"…Ey insanlar! Bugün şeytan şu topraklarınızda yeniden nüfuz ve saltanat gücünü kaybetmiştir. Fakat bu kaldırdığım şeyler haricinde küçük gördüğünüz işlerde de ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan sakınınız..." 

Hz. Resulullah(s.a.v.) bu mesajında, insanoğlunu şeytana karşı uyarmıştır. Şeytanın memnun olacağı en küçük bir günahtan dahi kaçınmak gerekir. Çünkü bu küçük günahlar terk edilmez ise beraberinde büyük günahları da getirecektir. Böylece şeytan, insanoğlunun ayağını yavaş yavaş kaydırarak kendi tuzağına düşürecektir. 

"…Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emaneti olarak aldınız. Ve onların namuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz…" 

İslam dini toplumun yapısına ve onu oluşturan değer yargılarına çok önem vermektedir. Aile kurumu da toplumu oluşturan en saygın unsurlardan biridir. İslam, aile hayatına ve ilişkilerine değer vererek aile fertleri arasında bir hukuk tesis etmiştir. Bu hukukun gereklerinden biri de kadının haklarını, namusunu ve onurunu güvence altına almak olmuştur. Allah-u Teâlâ, kadını kendi emaneti olarak erkeğe helal kılmaktadır. 
İslam dini kadını bu şekilde onurlandırırken, beşeri düzenlerin kadına yaklaşımına ve ona sunduklarına baktığımızda kadının nasıl köleleştirildiğini daha iyi görebilmekteyiz. Çağımızda beşeri düzenlerin pençesine düşen kadınların özgürlükleri ve namusları gasp edilmektedir. Kadına sözde özgürlük vaat ettiğini söyleyen beşeri sistemler, bugün kadını bütün manevi değerlerinden kopararak madde boyutu ile değerlendirmektedir. Kadının bugünkü durumu İslam öncesi cahili Arap toplumundaki durumundan çok daha berbattır. İslam bu anlamda aile kurumu içerisinde kadının bütün haklarını ve değerlerini güvence altına almıştır. Bunun en belirgin işareti de erkeğin, Yüce Allah'a (c.c) karşı eşinin namusunu, onurunu ve şerefini koruyacağına dair söz vermesidir. 

"…Ey mü'minler! Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur'ân-ı Kerim ve Peygamberin (s.a.v.) sünnetidir…" 

Bugün şeytanın önümüze kurduğu hile ve tuzaklardan korunmanın, sahip olduğumuz imanı muhafaza etmenin, sırat-ı mustaqim'de sabit kalmanın tek çıkar yolu; Hz. Resulullah(s.a.v.)'ın bizlere bıraktığı bu iki kutsal emanete canımız pahasına da olsa sahip çıkmak; onları bilmek, anlamak, bilince çıkarmak ve yaşamaktır. Yaşamla buluşturulmayan, maddî ve manevî hayatımızda yer edinmeyen bir Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-î Muhammed bizler için kuru bir bilgiden öte bir anlam ifade etmeyecektir. Günümüzde İslam toplumunun karşı karşıya kaldığı en büyük sorun da budur. İslam toplumlarını yöneten beşeri yönetimlerin sundukları içi boş, akıl ve imandan uzak bu çarpıtılmış anlayışlar, Müslümanları felakete sürüklemektedir. Burada küfrî rejimlerin amacı zaten içi boşaltılmış bir İslami anlayışı dayatmaktır. Bizlere emanet bırakılan Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-î Muhammed'den uzak kalmanın ve bu emanete sahip çıkamamanın bedelini bugün biz Müslümanlar çok ağır bir şekilde ödemekteyiz. 

"…Ey mü'minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve muhafaza ediniz. Müslüman müslümanın kardeşidir ve bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir…" 

İslam dini, toplumun sosyal dokusunu öyle bir işlemektedir ve bunun bir gereği olarak bütün Müslümanları kardeş ilan etmektedir. İman edenler arasındaki bu kardeşlik müessesesini tesis ederken; kişinin, kardeşinin nefsini kendi nefsinden üstün tutmasını buyurur. Böylesi bir ilişki, Müslümanlar arasında birlik, beraberlik ve dayanışmayı da beraberinde getirmektedir. 
Günümüzde Müslümanlar arasına nifak tohumları eken İslam düşmanları, bu amaçlarında küçümsenmeyecek bir başarı elde ederek Müslümanlar arasında manevi hastalıklar oluşturmuşlardır. Bu hastalıklar sonucu mü'min kardeşliğinden kopan Müslümanlar; dil, renk ve kavim gibi yaratılış özelliklerini üstünlük vesilesi sayarak, ümmetin birlik ve bütünlüğünü parçalayan büyük hatalara sürüklenmişlerdir. Hz. Resulullah(s.a.v.)'ın bizlere bildirdiği bu kutsal mesajında; "Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir…"şeklinde buyurmasına rağmen, bugün Müslümanlar hala birbirlerinin özgürlüklerine, hakkına girerek haramlarda ısrar etmektedirler. 

Bu içler acısı durumun en büyük nedeni ise; Müslümanların sahih İslami anlayıştan, Kur'an-ı Kerim'den ve Hz. Resulullah(s.a.v.)'ın sünnetinden kopması ve uzaklaşmasıdır. Bu durum ise beraberinde ayrılığı ve dağılmışlığı getirmiştir. 

"…Ey insanlar! 
Yarın beni sizden soracaklar. Ne dersiniz? Ashab-ı Kiram cevap verdi: 
Allah'ın risaletini tebliğ ettin; görevini yerine getirdin, bize vasiyet ve nasihatte bulundun diye şehadet ederiz. Resulullah (s.a.v.) şehadet parmağını göğe kaldırarak üç kez: 
Ya Rab şahid ol! 
Ya Rab şahid ol! 
Ya Rab şahid ol! (buyurarak Arafat'taki hutbesini bitirdi.) …" 
Bizler de Âlemlere Rahmet olarak yaratılan ve Âlemlerin Rabbinin Habib'i olan Hz. Resulullah'a (s.a.v.) diyoruz ki; "Allah'ın risaletini tebliğ ettin; görevini yerine getirdin, bize vasiyet ve nasihatte bulundun diye şehadet ediyoruz."


Hutbenin toplum hayatına getirdiği prensipler:
İncelendiği zaman Veda Hutbe'sinde Peygamber (s.a.s)'in başlıca şu noktalara değindiği görülür:
1- Her işte daima Allah'a hamd-ü sena etmek gerekir.
2- Nefis, insanı her zaman şerre yöneltmek ister. Bu sebeple nefislerin şer-inden de Allah'a sığınmak lâzımdır.
3- Can, mal ve ırz kutsaldır. Yaşama hakkı tabii bir haktır. Irz, şeref, haysiyet, hürriyet ve mülkiyet saldırıdan korunmuş haklardır.
4- Cahiliye gelenekleri kaldırılmıştır. İnsanlar alışa geldikleri kötü şeyleri körü körüne yapmaktan vazgeçmelidirler.
5- Faiz haramdır.
6-Kan davası gütmek haramdır.
7- Emânetler yerlerine verilmelidir. Emânete hıyanet edilmemelidir.
8- Küçük büyük önemli-önemsiz her işte şeytana uymaktan sakınılmalıdır.
9- Kadınların ve erkeklerin karşılıklı hak, vazife ve sorumlulukları vardır. Kadınlara nezâketle davranılacaktır.
10- Hem kadın hem de erkekler zinadan şiddetle kaçınacaklardır.
11- Köle ve hizmetçilere iyi davranılacaktır.
12- Bütün Müslümanlar kardeştir. Her türlü sınıf farkları ve ayrıcalıklar kaldırılmıştır. Üstünlük fazilet iledir.
13- Zulümden sakınmak gerekir, halkın malı haksız yere yenemez, birine ait bir şey sahibinin izni olmadıkça başkası için helâl olmaz.
14- Müslümanlar birbirleriyle savaşmaktan sakınacaklardır.
15- Allah'ın Kitâb'ına ve Peygamber'in sünnetine uyanlar asla sapıklığa düşmezler.
16- İslâm sadeliğinden ayrılmamak, aşırılıklara sapmamak gerekir.
17-Hak Teâlâ'ya ibadet olunacak; beş vakit namaz kılınacak, oruç ayında oruç tutulacak, Hz. Peygamber'in tavsiyelerine uyulacaktır. Bunları hakkıyla yerine getirenlerin mükâfatı cennettir.

Hiç yorum yok:

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Popüler Yayınlar

DİL