" Anladım ki: insanlar susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysaki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar... Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar... "
Mehmet_Canturk adlı kişiyi Twitter'da takip et
Instagram

aramak istediğiniz kelimeyi giriniz

28 Ağustos 2013 Çarşamba

SELAM OLSUN ESMA EL-BİLTACİ'YE

Başka ulusların menfaatleri uğruna kendi milletinin fikirlerine, iradelerine, seslenişlerine, düşüncelerine saygı gösterilmeyen bugünlerde (iktidarın; olması gerektiği ve de yarınlarda olacağı gibi) MİLLİ İRADE konusunun işlenmesini anlamlı ve bir o kadar da değerli buluyorum.

Milli irade demişken iradesizliklerden bahsedelim de milli irade ne imiş, niçin gerekli imiş, yokluğu nelere mâl oluyor, varlığı nelere kâdirmiş görelim.

Mısır’da olanlara ses çıkarmayanların, çıkarsalar da tarafgir veya kendilerinden istenen sesleri çıkaranların durumunu iradesizlik olarak niteliyorum ayrıca bu iradesizliklerin bilinçli ve planlı bir çabanın ürünü olduğunu da yapılan fiili eylemlere karşı gösterilen davranışlar, alınan tavırlar ve sergilenen duruş açıkça göstermektedir.

Adının içerisinde Peygamber torunlarının -kerbela şehitlerinin- isimlerinden Hüseyin olan, Müslüman olup olmadığı tartışılan ABD Devlet Başkanı Hüseyin Barack Obama 3 Temmuz’da Mısır Cumhurbaşkanı Mursi’nin, halkın iradesi hiçe sayılarak askeri yönetim tarafından devrilmesine “darbe” bile diyememişti. Diyemedi çünkü eğer Obama Mısır’daki duruma darbe deseydi ABD’nin Mısır Ordusu’na yaptığı yıllık 1,5 milyar dolarlık yardım kesilecek, bu da Firavun’un ordusunu halk ve darbe karşıtı ulusal ve uluslar arası(!) camia karşısında güçsüz kılacaktı.

Dünyaca ünlü İngiliz medya devi BBC’nin Türkçe servisi BBC Türkçe Mısır’da resmi kaynaklara göre 160 ölü, 7 bin yaralının (Müslüman Kardeşler’e göre 400 ölü, 10 bin yaralı) olduğu katliamı “Büyük Operasyon” olarak okuyucularına servis etti. Kurşunlara karşı ellerinde sadece yüreğinde Allah’a olan inançları ile büyüttükleri imanları olan bu insanlara düzenlenen operasyonun gerekçesi ise darbe yönetimince, “Müslüman Kardeşler’in düzenlediği terör saldırılarında(!) polis merkezlerini ve hükümet binalarını hedef alarak yakması” olarak gösterildi ve hukuk terminolojisinde müdafaanın nasıl meşru olacağını bilmeyenler ya da uluslar arası hukuku geçerli kılmayıp tanımayarak kendilerine göre hukuk yazanlar güvenlik güçlerine, herhangi bir saldırıya maruz kaldıklarında meşru müdafaa çerçevesinde gerçek mermi kullanmaları talimatını vermiştir. Gerçek mermilerin kullanıldığı bu vahşi katliamı okuyucularına operasyon olarak duyurmak ise bir İngilizlere bir de bizim Türk İngilizlere mahsus olsa gerek. BBC’nin Gezi Parkı’nda bilinçli olarak belirli açılardan yaptığı canlı yayını ve servis ettiği fotoğraflar ile çarpıtarak sunduğu haberlerin içerikleri göz önüne alındığında iradesinin; hakikate hizmet etmeyen, güven duydukları aynı baronların elinde olduğu açıkça görülmektedir.

Acaba bu baronlar Ergenekon karar duruşmasında ağırlaştırılmış müebbet artı 34 yıl 4 ay hapis cezası artı para cezası aldıktan sonra “Tayyip Erdoğan-Fethullah Gülen iktidarını yıkacağız. Emin olun 1 yıl sürmeyecek. Yıkılacaklar. Yeni bir hükümet kuracağız.” diyen İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in güvendiği isimler ile aynı olabilir mi? Bunun için Ergenekon hükümlüsü İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in sahibi olduğu Aydınlık gazetesinin darbeyi meşru göstermek için katliam sonrası attığı manşete bakmak yeterlidir: “Silahlı(!) Kalkışmaya Müdahale”. Adeviyye ve Nahda meydanlarının kan gölüne döndüğü, vahşetin korkusuzca gözler önünde sergilendiği, yaklaşık 2.000 kişinin öldüğü, öldürülenlerin ölüm raporlarına “intihar” yazıldığı, Türkiye ve dünyada tüm yazılı ve görsel medyanın hatta İngiliz medyasının bile katliam olarak gördüğü son yaşananları Aydınlık gazetesi “müdahale” olarak niteledi. Yoksa Aydınlık gazetesine bu manşeti attıran ile İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Prof.Dr. Ekmelettin İhsanoğlu’nu susturanlar aynı mı?

Kuruluş amacı dünya barışını ve güvenliğini korumak olan, kendisini adalet ve güvenliği tüm ülkelere sağlamayı amaç edinmiş bir kuruluş olarak dünyaya tanıtan Birleşmiş Milletler’in tüm bu yaşananlara rağmen Mısır’daki katliama karşı takındığı tavrın sebebi BM’nin merkezinin ABD olması mıdır?

Gelelim haksızlık karşısında en çok konuşması gerekirken susan, susmak bir yana hakkın karşısındaki küfrün yanında duran Müslüman ülke Suudi Arabistan’a. (Benim için hala) Mısır’ın seçimle iş başına gelen ilk cumhurbaşkanı olan Mursi’ye seçildikten sonra destekleyici hiçbir açıklama yapmayan Arap yönetimi 3 Temmuz günü Mursi’nin devrilmesinin hemen ardından darbe yönetimine 4 milyar dolarlık yardım paketinin verileceğini açıklamıştı. Ayrıca toplam 12 milyar dolarlık bir başka yardım paketi de daha sonra kısım kısım körfez ülkeleri tarafından verilmişti. Müslüman coğrafyasının iki eli, darbeye finansör olan sözde Müslüman Arap Krallarının iki yakasında olacak. Sandıkta verdiği oyuna, ilk kez elde ettiği demokrasiye sahip çıkmak için meydanlara çıkan ve çıktığı meydanlarda hedef alınarak vurulan, yakılan, baskı ve zulüm gören, devlet televizyonlarınızda terörist olarak nitelendirdiğiniz insanların kanları siz Arap yönetiminin üzerine sıçramış durumda. Bakalım bu zulme çanak tutan paralarınız sizi hesap gününde Cenab-ı Allah’ın karşısında kurtarabilecek mi?

Müslümanların kanının üzerinden hesaplar yapıp, darbeye darbe diyemeyen iradesiz şuurlu-şuursuzların karşısında “Firavuna karşı olmak yetmez, Musa’nın yanında olmak gerekir” diyen Türkiye ise, sesini Mısır halkı ile birlikte ilk ve en çok çıkaran ülke oldu. Türkiye, İslam coğrafyasında Müslüman kanının dökülmesini ellerini ovuşturup izleyerek zevk alanlar karşısında herhangi bir kaygı taşımadan, milli iradeye saygı dışında başka hesaplar yapmadan sergiledi bu duruşunu, sergilemeye de devam ediyor.
               
Peki darbeye darbe diyemeyenlerin, darbe diyenlere karşı takındığı tutum?

Darbeye tepki göstermek yerine Suriye, Irak, İran, Tunus, Libya, Açe, Myanmar, Gazze yetmiyormuş gibi Türkiye Mısır’a niye karışır, iç işlerine niye müdahale eder, orada ne işi var diyen, kendini hala toplumun üzerinde elitist bir sınıf olarak gören, Cenab-ı Allah’ın bahşettiği aklın sadece kendilerinde olduğunu, bu aklı sadece kendilerinin kullanabildiğini, sadece kendilerinin doğru analizler yapıp, tespitlerde bulunabileceğini, bu tespitler sonucunda sadece kendilerinin çözümler üretebileceğine inanan toplumüstü tabaka buyursun samimiyeti başbakanın Esma için gözlerinden dökülen yaşlarda arayacağına kendinde arasın.

Aydınlar, gazeteciler, dernekler, sendikalar nerdesiniz? Nerdesiniz baro başkanları, avukatlar, mimarlar, öğretmenler, öğretim görevlileri nerdesiniz? Tiyatro sanatçıları, şarkıcılar, oyuncular, senaristler, yönetmenler, kanal sahipleri, bankacılar, iş adamları, CNN, BBC ve Reuters’ın Türkiye uzantıları nerdesiniz? İnsanlık ölüyor. Milli irade çiğneniyor, ellerinizle büyüttüğünüz demokrasi baltalanıyor, insanların yaşam hakları sadece ve sadece demokrasiye ve milli iradeye saygı istedikleri için hiçe sayılıyor, insan hakları ayaklar altına alınıyor. Nerdesiniz? Sürekli olarak figüran olmaktan, size biçilen rolü oynamaktan, verilen görevi yerine getirmekten, enseleri kalın, elleri uzun ama kanlı başkaları tarafından yönetilmekten, yönlendirilmekten sıkılmadınız mı?

Samimi olun, Firavun’a karşı olmak yetmez, Musa’nın yanında olun. Çıkın Taksim’e, açın twitter’da tagları, oturun dünya gündemine. Adeviyye ve Nahda meydanındaki yanmış insan cesetlerini, kurşuna dizilmiş çocukları, kadınları, başından hedef alınıp vurularak öldürülen Esma’yı servis edin. Yalan tag aramaya, bunun için çalışmaya da gerek yok bakın Firavun’un ordusu İsrail’in kuklası Sisi kanlı-kansız vahşetin en dehşetli görüntülerini sunuyor.  Hakk’ı tutun kaldırın. Darbe için yürüdüğünüz Gezi’ye demokrasi için, saygı için, milli irade için, insan hakları için, darbeye darbe diyemeyenlere karşı inadına yürüyün. Yürüyün ki beni ve benim gibi düşünenleri utandırın. Biz gelmemiştik kavga için, yakmak, yıkmak, kırmak, molotof atmak bizim işimiz değildi, bozmak bize yakışmazdı, hak istiyorduk, ağaçlar kesilmesin istiyorduk, daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük istiyorduk; aramıza sızdılar, provoke ettiler, oyunlarına alet olduk, biz aslında bunlar değildik, olamazdık da zaten deyin. Silivri’dekiler Sarıkız, Ayışığı, Balyoz, Ergenekon darbe girişimi planlarından yargılanıp yargı süreci sonunda suçlu bulunup çeşitli cezalara çarptırılmasaydı bugün darbe olmuş, milli irade(Sayın Erdoğan ve Sayın Gül) çoktaaaan idam sehpasında sallandırılmıştı deyin. Diyebilin bunları, samimi olun, dürüst olun. 100 bin olun, 200 bin olun bir 200 bin de biz katalım size -ve o andan sonra artık ‘siz’ olmasın “biz” olalım- 1 milyon olalım. Darbeye karşı “demokrasi” için dünyaya inat dimdik duralım. Var mısınız?

Darbenin, Türk Dil Kurumu sözlüğünde vurmak, dövmek, kırmak anlamına gelen darp kelimesinden türediğini; yıkmanın her, yapmanın er kişinin işi olduğunu bilenler buyurun er meydanına Mısır halkının yanında olmaya…
                
Selam olsun kurşunlar önünde diz çökmeyen, ölüme gülümseyerek giden Mısır halkına. Selam olsun darbeci Firavun ordusunun karşısında ellerinde Kur’an-ı Kerim’leriyle duran Müslüman Kardeşlere. Selam olsun hedef alınarak vurulan güzeller güzeli 17 yaşındaki Esma El-Biltaci’ye. Selam olsun. O’nun bizlerden ne istediğini ve vurulduğu meydanda ne için bulunduğunu anlatan, şehadetinden önce paylaştığı şiir ile yazımı bitirmek istiyorum:
                Onlar bizi Vetir’de namaz kılarken buldular
                Kimimizi rûkuda, kimimizi secdede vurdular
                Onlar hem güçsüzdü hem az sayıca
                Allah’ın kullarını çağır da gelsinler yardıma
                Köpüklü deniz dalgalarını andıran ordularla 

Allah(c.c), Müslüman coğrafyası üzerinden hesaplar yapanlara karşı Müslümanların yanında, yar ve yardımcısı olsun. 

[ İsrail Hükümeti'nin Camp David'in geleceğini tehlikeye attığı ve bölgede yükselen bir değer olduğu için iktidarda istemediği ve Sisi'nin eliyle Mursi'ye 48 saat süre verdirtip ardından darbe yaptırtarak iktidardan indirdiği Müslüman Kardeşler yani İhvan Hareketi'nin hangi amaç ile ortaya çıktığı ve varlık sebebinin ne olduğunu anlamak için Müslüman Kardeşler'in sembol isimlerinden eserleri Türkçe'ye en çok çevrilen yazar olan 29 Ağustos 1966 tarihinde idamı gerçekleştirilen Profesör Seyyid Kutub'un idama giderken söylediği sözlerin hikayesini bilmek yeterlidir: 

Mısırda idamdan önce bir müftü getirilip, idam edilene şehadet getirtmesi, idam merasimlerindendir. Seyyid Kutub idam sehpasına götürülürken ona kelime-i şehadet getirtmesi için bir müftü getirilir. O, "Ey Seyyid Kutub! Eşhedü En La İlahe İllallah ve Eşhedü Enne Muhammeden Resullullah de." der. Seyyid Kutub "Sen de mi? Komediyi tamamlamak için mi geldin? Şüphesiz biz La İlahe İllallah dediğimiz için idam ediliyoruz. Siz ise karşılığında ekmek yemek için La İlahe İllallah diyorsunuz." diye cevap verir. ]
  


3 Haziran 2013 Pazartesi

Bu Millet Son Sözünü Söylemedi

En son söylemem gerekeni baştan söyleyeyim… 12 ağacın gölgesinde başlayıp baskı gördüklerini, psikolojik şiddete uğradıklarını, özgürlüklerini ifade edemediklerini iddia edenlerin “demokrasi” kisvesine bürünüp başlattıklarını zannettikleri devrimin itidal, sağduyu çağrısı yapan ABD’ye kadar uzandığı “kaos eylem planı” başarılı olamayacaktır. Hiç kimse şunu unutmasın hatta aklından çıkarmasın bu MİLLET henüz son sözünü söylemedi!

Farkında değil misiniz oynanan oyunun, içine çekilmek istenilen tuzağın. Bu kadar mı görmez oldu gözleriniz, duymaz oldu kulaklarınız. Düşüncelerinizi kime, neye, niçin ipoteklediniz ? Düşünmekten bu kadar mı acizsiniz. Yanlış anlamayın derdim birilerini suçlayarak sıyrılmak değil. Derdimiz hiç ağaç, doğa, çevre değildi zaten, madem memleket elden gidiyor, karış karış satılıyor, madem bu kadar baskı ve zulüm görüyoruz biz niye sokakta değiliz ?

Biz niye sokakta değiliz biliyor musunuz? Sokakta "biz" yok çünkü sokakta derdi “millet” olanlar yok. Peki sokakta kimler var ? Sokakta şiddet var, sokakta anarşi var, sokakta ajanlar var, provokatörler, birilerinin görevlendirdikleri var. Sokakta dünün sanatçıları bugünün çığırtkanları var.

Bunlar niye sokaktalar, amaç ne ? Ağaç mı zannediyorsunuz, doğa sevgisi mi, memleket sevdası mı ? Mesele başka, niyet belli, biz anladık M. Ali Alabora, zaten biliyorduk, o yüzden yokuz ya meydanlarda… Seni unutmayacağım Nihat Doğan, darbe ehline küfrederken darbecilerin yanında oluşunu, provokatörlerin oyununa gelmeyin derken nasıl provokatör olduğunu, sosyal medyada kendinizin atıp kendinizin tuttuklarınızı, Ak Parti Karşıya İlçe binasının nasıl ateşe verildiğini, İP kanalı Ulusal TV'de mikrofonu kapalı sanan spikerin "Keşke birkaç ölüm olsa!" diyerek kana doymayışlarını asla unutmayacağım…

Ya CHP milletvekili Umut Oran’a ne demeli? Bir twit atıyorsun yemiyor arkasından silip başka türlü yazıyorsun. Şimdi sana soruyorum sözde demokrat Umut Oran sen kimsin ki beni sokağa çıkamamakla tehdit ediyorsun ? Sorsam ne yazar ki hem bunda da çark ederler bunlar, çarkçıbaşları ne ise çırakları da o. Zaten kendine güvenin olsa yazdığının ardında durursun, tükürdüğünü yalayıp silmezsin o twitini. Dürüst olun dürüst, bir şey kaybetmezsiniz.

Adnan Keskin, o da CHP milletvekili. Aylin isimli bir kızın öldürüldüğünü söyledi, iddia etti demiyorum bakın söyledi diyorum SÖYLEDİ hem de kendinden çok emin bir şekilde. Sağduyu beklediğimiz milletvekilleri halkı sokağa dökmeye çalışıp devletin polisiyle karşı karşıya getirmek istiyor. Sen kime hizmet ediyorsun Adnan Keskin, tarafın TÜRKİYE olsun. Asılsız haberleri bir twitter havarisi gibi televizyon programlarında yayıp provokatif tutumlar sergileyen Keskin’den Aylin’in cenazesine katılmasını istiyorum.

Peki İstanbul milletvekili Gürsel Tekin ne oldu istifa etti mi ? Sesi de hiç çıkmadı “CHP’nin bu işte imzası varsa ben istifa ederim” dedikten sonra. Gürsel Tekin’e bir vatandaş olarak çağrım verdiği sözün gereğini yerine getirip derhal istifa etmesi ve artık siyasetin yalanlarla yapılmayacağını millete göstermesidir.

CHP’ye niye üç paragraf ayırdım ? Nasıl ayırmayayım buldukları her kalabalığı sahiplenme çabası içerisindeler. Sen ki ana muhalefetsin, nasıl kamu malına zarar veren kıran, döken, parçalayan, yıkan bozguncuların peşine takılırsın. Sırrı Süreyya Önder’in dediği gibi ambulansın peşine takılan araba gibiler. Ama baktılar ki bu işler başka işler geri çekildiler. Madem sahip çıkmayacaktın niye ümit verdin ?

Sokakta birilerinin görevlendirdiği insanlar var dedim. Görevlerini anlatayım: polise küfredip, sataşıp tahrik ederek, yanından geçenlere sen niye eyleme katılmıyorsun vatan haini diyerek çatışma, şiddet ortamına zemin hazırlamak ve KAOS ortamı yaratmak. Bunları da her ilde eş zamanlı gerçekleştirmeye çalışarak belirli güç kademelerinin desteğini almak ve milletin seçtiği iktidarı güya devirmek!!! Bu, sizin devirdiğiniz şişelere benzemez ona göre.

Bunları atmıyorum beyler bayanlar. Ben bunları eylemci bir kızın ağzından dün gece yarısı Manisa sokaklarında duydum, bilmiyorum belki de bunları söylerken kafası kıyak da olabilirdi ama şu da bir gerçek ki hangi sarhoş(?) bu kadar organize bir anlatımı gerçekleştirebilirdi.

Bize düşen nedir ? Bizlere düşen bizi sahaya çekmeye çalışanların oyunlarına gelip onların çatışma ortamlarına zemin hazırlamamaktır. Şu anda eylem planları bu noktada tıkanmış durumda. Sakın ha sakın provokatörlere uyma, uydurma. Dikkat et, sen Fatihin torunusun! Sen "T.C."yi şişelerle, anarşiyle değil, dualarla kurdun. Herkes sakin kafayla "eser"ine bir baksın. Sandıkta hesaplaşır, sandıkta görüşürüz.

Amaaaa hatırlatmadan edemedim , edemeyeceğim de; ne kadar kısaltsam da ancak bu kadar kısalabildi. Biz hastane kuyruklarını, hastanelerde rehin kalmayı, enflasyon altında ezilmeyi, bize tezek yedirenleri ne çabuk unuttuk. Sen Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan Suçlusun Hem de Çok Suçlusun Çooookkk. Niçin suçlusun biliyor musun ?

Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, 35 yıl sonra enflasyon tek haneli rakama indi
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, 2001' de % 9,5 küçülen Türkiye, AK Parti iktidarında yıllık ortalama %7,6 oranında büyüdü 
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, 2002'de 2.598 dolar olan milli gelir, 2012'de 10.504 dolara yükseldi Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında sanayi sektörü % 31,4 oranında büyüdü
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında 55 il ve 5 ilçede kent ormanı kuruldu. 'Her ilde bir kent ormanı' için çalışmalar devam ediyor
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında, hastalarımızın hastanelerde, rehin tutulduğu günler sona erdi
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında, 756 bin çiftçinin 1,5 milyar TL borç faizi silindi
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, Bütün iktidarların söz verdiği halde ödemediği nema hesabını AK Parti iktidarı kapadı. 4 yılda 14,7 milyar TL ödendi
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, Esnaf kredi faizleri %52'den %5 'e indirildi
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, 2002 yılında 83 milyon TL olan hayvancılık destekleri, AK Parti iktidarında, 1 milyar YTL' ye çıkarıldı
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında, tüm sağlık kuruluşlarına acil başvurularda sigorta veya ödenme işlemlerinden dolayı beklemeye ve geri çevrilmeye son verildi
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında, sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımızın her türlü sağlık giderleri karşılandı
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında, vatandaşlarımızdan 112 ambulans hizmetleri için ücret alınması kaldırıldı
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında, yüksek öğrenim bursları 45 TL'den 280 TL’ye çıkarıldı
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında, hava ulaşımında sağlanan indirimle milyonlarca vatandaşımız ilk kez uçağa bindi
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında, "Aile Hekimliği Kanunu" çıkartılarak tüm illerde uygulamaya konuldu
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında, yeşil kartlı vatandaşlarımızın devlet memurları gibi kamu sağlık hizmetlerin faydalanması ve ilaçlarını istedikleri eczaneden alması sağlandı
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında, 4 yılda ilköğretim öğrencilerine 376 milyon; lise öğrencilerine 36 milyon adet ders kitabı ilk defa ücretsiz verildi
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında, "Hekim Seçme Hakkı" uygulaması başlatıldı. Doktorların hasta seçtiği dönemden hastaların doktor seçtiği döneme geçildi
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, 2002'de IMF'ye 22,1 milyar dolar borcu olan Türkiye AK Parti iktidarında, borcu bitirdi. Üzerine 5 milyar $ borç verdi
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti iktidarında, SSK'lı ve Yeşil Kartlı hastaların ilaçlarını serbest olarak tüm eczanelerden almaları sağlandı
Suçlusun Recep Tayyip Erdoğan, 22,5 milyar euroluk ihaleleri yaptığın ülkene hizmet ettiğin, kazandırdığın, yola kefeninle çıkıp ölmekten, öldürülmekten korkmadığın, gücünü sadece ve sadece MİLLETTEN aldığın için suçlusun !!!

8 Mayıs 2013 Çarşamba

MEB'e Sorduk...


Arkadaşlar MEB'in elektronik bilgi edinme sistemi belirli sayıda karakteri kaldırabildiği için parça parça da olsa bizlerin ihtiyacı olan, cevap bekleyen soruları sorduk. İşte o sorular:  


1- 2013 yılı itibariyle en son verilere göre mezun olup atama bekleyen kaç tane Muhasebe ve Finansman Öğretmeni mezunu vardır?

2- Bu tarih itibariyle okullarımızda kaç tane Muhasebe ve Finansman Öğretmenine ihtiyaç bulunmaktadır?

3- 2013 KPSS ile kaç tane Muhasebe ve Finansman Öğretmeninin ataması planlanmaktadır?

4- 2009 yılında kapatılan, 2012-2013 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle son mezunlarını verecek olan Ticaret Turizm Eğitim Fakültesi Muhasebe ve Finansman Öğretmenliği bölümünün ardından Muhasebe ve Finansman Öğretmeni ihtiyacının nasıl karşılanması beklenmektedir?

5- 81 ilimizde ve bunlara bağlı ilçelerde mevcut kaç tane ticaret meslek lisesi vardır ve bu ticaret meslek liselerinin kaçında muhasebe bölümü mevcuttur ve bu bölümlerdeki Muhasebe derslerine hangi bölüm mezunu öğretmenler girmektedir?

6- 2002-2003 eğitim öğretim yılında mezun olup atanamayan kaç tane Muhasebe ve Finansman Öğretmeni vardır ve bu tarihte mezun olanlardan kaç tanesinin ataması yapılmıştır?

7- İşletme Öğretmenliği bölümü mezunları Muhasebe ve Finansman Öğretmenliğine aynı öncelikle atanırken, Muhasebe ve Finansman Öğretmenliği mezunları niçin İşletme Öğretmenliğine atanamamaktadır?

8- 1. maddedeki soruya verilecek cevap doğrultusunda, ülkemizde -sadece Muhasebe için yetiştirilmek üzere açılmış bölümün- bu kadar atanamayan Muhasebe ve Finansman Öğretmenliği mezunu varken İşletme Öğretmenliği mezunlarının Muhasebe ve Finansman Öğretmenliğine atamalarının yapılması ne kadar doğrudur, niçin gerek duyulmuştur?

9- İİBF ile denk dersler alan Muhasebe ve Finansman Öğretmenliği mezunları KPSS A grubundan niçin tercih yapıp yerleşememektedir? Bu konuda yapılan herhangi bir çalışma var mıdır?

Maalesef bu soruyu üçüncü bir parçada sormak gerektiği ve sorsak da bir şey değişmeyeceği için sormadık, soramadık:
10- Çeşitli oturumlara göre değişen 2013 KPSS sınav ücretlerinde %70'lere varan artışın sebebi nedir?

Soruların cevabı MEB'den yanıt gelir gelmez yayınlanacaktır.

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Popüler Yayınlar

DİL